Namazın değeri

  • Yazar: Bahri Kılıç, Eruslu Cami İmam Hatibi
  • Namaz, inanç konularında olduğu gibi, bütün peygamberlerin ortak bir davetidir. Hz. Allah; İbrahim, Musa, İsa ve Hz. Muhammed'e (Allah'ın selamı onların üzerine olsun) namazı emretmiştir: "Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı vah yettik." Hz. İbrahim, Rabbine dua ederek şöyle der: "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle!" "Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram'ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim." Hz Allah, Hz. Musa'ya şöyle buyurur: "Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl." Hz.İsa şöyle der: "Hayatta olduğum sürece namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti." Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e ise şöyle buyurur: "Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et."

    Namaz, İslam'ın baş rüknü, yardım ve destek için de ilk şartıdır. Ve Hz. Allah, kıble değiştiğinde, "geçmiş namazlarımız boşa mı gitti?" diye soranlara, "Allah sizin imanınızı zayi etmez" diyerek, namazdan "iman" diye söz etmiştir. "Beni anmak için namaz kıl." "Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?" "Mû'minler elbette kurtulacaktır: Onlar ki, namazlarında huşuludurlar, boş şeylerden yüz çevirirler, zekâtlarını verirler, ırzlarını korurlar.." "Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler." Allah Resûlü de yorulduğu ve sıkıldığı zamanlarda: "Ey Bilal, kalk da bizi ferahlat!" yani, ezan oku da namaz kılalım.

    Namaz, Hz. Peygamberin dünyadan ayrılırken, ölüm sekerâtı ile uğraşırken ve mübarek ruhu alınırken ümmetine acıyarak yaptığı en büyük vasiyettir. Ümmetine şöyle seslenir: "Namaz, namaz." Ömrünün son anında dahi endişesi namazdır ve şöyle sorar: "Cemaat namaz kıldı mı?", "Ebu Bekir'e söyleyin, cemaate namaz kıldırsın!"

    Namaz, kulluğun gereği ve imanın açık belgesidir. Allah ile kullar arasında en işlek yoldur. Hiçbir peygamber namazdan muaf tutulmamış, semavi hiçbir din bu ibadete ilgisiz kalmamıştır.

    Namaz, Allah ile bağ kurmanın en büyük adresi ve kelime-i şahadetten sonraki en büyük rüknüdür. İki namaz arasında kirlenen ruhlar, ancak namazla temizlenir. Bu mânada namaz, İslâm'ın en önde gelen şiarıdır.

    Namaz, dünyada en üst makamdan en aşağı görülenine kadar herkesi aynı safta toplayıp, Allah'ın karşısında hepsinin insan olarak eşit olduklarını vurgulayan en büyük eylemdir.

    Namaz, ruhun temel gıdasıdır. İnsanın bedeninin gıdaya ve çeşitli vitaminlere ihtiyacı olduğu gibi, ruhun da gıdaya ve vitaminlere ihtiyacı vardır. İnsanın bedeni çeşitli kirlerle kirlendiği gibi ruhu da kirlenir. Namaz bu her iki kiri de temizleyen önemli bir ibadettir.

    Namaz, insanı yalnızlık duygusundan kurtaran bir ibadettir. Günde en az beş defa tekbir alırken dünyayı ve içinde bulunanları arkasına atan, bu hareketiyle şunu söyler: "Bütün dünya bir yana, Allah'ım bana yeter. Ben ondan başkasına boyun eğmem" diyerek yalnızlık duygusundan kurtulup Hz. Allah'la olmanın sevincini yaşar.

    Namaz, rızkın kapısıdır. "Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akıbet takva sahiplerinindir."

    Namaz, korku ve endişe anında da kendisine sığınılan bir ibadettir: "Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir." "Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir."

    Namaz dinin direği, ailenin düzeni, toplumun dengesi, hayatın hikmeti, kulluğun gereği ve imanın açık belgesidir.

    Hulasa Eğer İslam'ı tek kelime ile anlatmamız istense, önemine binaen "Namaz" diyebiliriz. Bu yüzden Allah Resulü namazı, "dinin orta direği" diye nitelemiştir. Çünkü namazın toplayıcılık niteliği vardır. Onda her türlü ibadetten bir parça bulunur. Bu sebepten sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)'in arkadaşları da: "Biz namazdan başka hiçbir ibadeti terk etmeyi küfre yani kâfir olmaya denk saymazdık" demişlerdir.

    İşte bütün bu nedenlerden dolayı namaz, Peygamberimizin gözünün aydınlığı idi. Müslüman namazını terk ederse, kendisine nasıl yardım edilir, nasıl başarılı olabilir? Ve imandan nasıl söz edilebilir?

    İslam dininde, fazileti anlatılamayacak kadar çok olan beş vakit namaz, ne yazık ki, bizim toplumumuzun büyük bir kesiminde sadece Cuma ve bayram namazları olarak kendini gösteriyor. İnsanlardan bir grup da var ki, namaz onlar için değersiz bir şey haline gelmiştir. Namaz onların en son yaptığı ve en son düşündüğü iştir. Namaza gereken önemi vermezler. Hatta bazen birisinden şu sözü duyarsınız. Benim oğlumun içkisi, kumarı ve zinası yoktur. Sadece küçük bir kusuru var. O da namazı kılmamaktır. Yani namazı kılmamayı küçük günah sayıyor. Hâlbuki namazın terki saydığı günahların en büyüğüdür. Çünkü namazın terki cehenneme giriş sebebi kılınmıştır. Hz. Allah'ın şu ayetleri onları anlatmaktadır: "Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar, nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler. "Nedir sizi cehenneme sokan? Suçlular der ki: "Biz namaz kılanlardan değildik." "Fakat o, ne sadaka verdi, ne namaz kıldı. Fakat yalanladı ve döndü. Sonra da çalım sata sata ailesine gitti. Layıktır o azap sana, layık! Evet, layıktır sana, layık! Vay haline o namaz kılanların ki, kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler.


    Zaman geçtikçe, insanların kalpleri katılaştı. İslam'ın prensiplerini anlamaz oldular. Namaz, insanların kalplerinde etkisini göstermez ve hayatlarına tesir etmez oldu. Özellikle de bazı makam ve mevki sahibi kişilerin, namazı lüzumsuz görmeleri ve kendi emrinin altındaki kişilere de baskı yaparak namazı bazı kurum ve kuruluşların dışında tutmaya çalışmaları büyük bir günah ve büyük bir vebal yüklendiklerini unutmamalıdırlar. Çünkü Hz. Allah, bu tipleri Kur'an-ı Kerim'de tehdit etmiştir: "Namaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü?" Bu konuda Hz. Peygamber Ebu Zer (r. a)'e tavsiyesinde şöyle buyururlar: "Benden sonra namazı öldüren bazı idareciler olacaktır. Sen namazı vaktinde kıl. Eğer (onlarla birlikte) o namazı vakti içinde (tekrar) kılarsan bu namaz senin için bir nafile olmuş olur. Yok, onlarla kılmaz isen sen namazını ihtiyat etmiş, korumuş (vaktinde kılmış) olursun."

    Ve nihayet namazsız kalp temizliğini iddia edenler çığ gibi çoğalmaya başladı. Namazsız kalp temizliğini iddia edenlerin içi dışına çıksaydı onlarda utanacaklardı.

    Namaz kılanların namazı da onları, faizle alışverişten, zina yapmaktan, rüşvetten ve sahtekârlıktan, içki içmekten, uyuşturucu kullanmaktan, insanların haklarını çiğnemekten, ırzlarına dil uzatmaktan ve benzeri haramlardan uzak tutmamaktadır. Acaba böyleleri namazı kılıp hakkıyla eda etmişler midir? Kur'anın şu kavli ne kadar doğrudur: Şüphesiz ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar

    Namaz, kuralsız, oldubittiye getirilecek bir ibadet değildir. Kur'anın ifadesiyle namaz ikame edilecek. İkame: Namazın şartlarını, rükünlerini, vaciplerini ve adaplarını yerine getirmektir. İmam Ahmed'in ve diğer muhaddislerin rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyrulur: "İnsanların hırsızlık yönünden en kötüsü namazından çalanlardır." Bu, rükûsunu, secdesini ve huşusunu yapmadığı içindir. Yine İmam Ahmed, Ebu Davud ve Nesai şu hadisi rivayet eder: "Şüphesiz namaz kılan namazından ayrılır ve namazından onun için dörtte biri veya beşte biri yazılır." Başka bir hadiste de şöyle buyrulur: "Kul abdest aldığı zaman ab destini layıkıyla alıp, sonra namaz kılar ve namazında, rükûsunu, secdesini ve kıra atını tam manasıyla yerine getirerek kılarsa, o namaz onun için der ki: "Beni muhafaza ettiğin gibi Allah'ta seni muhafaza etsin." Sonra bu namaz her tarafa nur saçarak göğe çıkarılır ve gök kapı açılır. Fakat kul, güzel abdest almazsa, rükû, secde ve kıraatini düzgün bir şekilde yapmazsa namaz şöyle der: "Beni yitirdiğin gibi Allah da seni yitirsin!" Hatta Taberani şunu da rivayet etmiştir: "Şüphesiz ki, hali böyle olanın namazı, yırtık elbisenin dürülmesi gibi dürülür ve sahibinin yüzüne fırlatılır."


    (Meryem,31)

    (Enbiya,73)

    (İbrahim,40)

    (İbrahim,37)

    (Bakara, 143)

    (Tâ-hâ, 14)

    (Müminûn 1-9)

    (Hac,41)

    (Ebû Dâvûd, edep 78; Müsned V/364, 371.)

    (Tâ-Hâ,132)

    (Bakara,45)

    (Bakara,153)

    (Meryem,59)

    (Müddessir,42-43)

    (Mâûn,4-5)

    (Alak 9 - 10)

    (Müslim, Kitabu'l-Mesacid ve Mevadi'i's-Salat, 41(239))

    (Ankebut,45)